Sürgünün Ellinci yılında Kırım Türkleri Paneli

Mayıs 9, 2009 by admin  
Filed under Faaliyetler

Aynur ÖNER

Tarih 14 Mayıs 1994, Kocatepe konferans salonundayız. Toplantı salonunun girişindeki geniş antrede Kırım Tatarlarının millî demokratik mücadelesini belgeleyen fotoğraflar ve basın kupürlerinden oluşan bir sergi yer alıyor. Toplantı salonu ise tarak tamgalı gökbayraklarla ve ay yıldızlı bayraklarla süslenmişti. Kırım Tatarlarının büyük fikir adamlarından İsmail Bey Gaspıralı ve millî mücadelemizin lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun büyük posterleri asılmıştı.

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi’nin düzenlediği “Sürgünün Ellinci Yılında Kırım Türkleri” konulu panel böyle duygulu ve coşkun bir ortamda yapıldı. Toplantıya panelist olarak Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun, Ankara Milletvekili Ali Dinçer ve Doç. Dr. Hakan Kırımlı katıldı. Paneli salonu dolduran kalabalık davetli topluluğu ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Vefa Tanır ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’ın yanısıra değişik partilerden çok sayıda milletvekili, öğretim görevlisi de izledi.

Panelin açılışında sürgün şehitleri anısına saygı duruşu yapıldı. Ardından İstiklâl Marşı ve Kırım Tatar Millî Marşı “Ant Etkenmen” söylendi. Açılış konuşması Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Dr. Ahmet ihsan Kırımlı tarafından yapıldı. Genel Başkanımız herkesi duygulandıran etkili konuşmasıyla sürgünde yaşanan acıları bir kez daha hatırlatarak, Kırım Türklerinin vatana dönme mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğini belirtti. Daha sonra T.B.M.M. Başkanvekili Vefa Tanır kürsüye çıktı. Konuşmasının başında davetlileri selâmlayarak, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu kendine özgü bir davettir, hüzün dolu bir toplantıdır. Soykırımın ve sürgünün ellinci yılıdır. Ama bu hüzün içerisinde elbette gurur veren bir şey de vardır. Soy kırılmamış, burada dimdik marşı ve bayrağıyla karşımızda duruyor. Aileler parçalanmış, nereye gittikleri belli değil, ama dava parçalanmamış elli yıl sonra bile dimdik ayakta. Verdiğiniz mücadele için hepinize tekrar saygı duyuyorum.”

Vefa Tanır’ın ardından son açış konuşmasını CHP Genel Başkanı Deniz Baykal yaptı. Baykal genel olarak Kırım Türklerinin sürgün edilmesi ve sorunlarının insan haklan açısından önemi üzerinde durdu. Konuşmasının devamında Baykal şunları söyledi

“Bu anma toplantısında sizlerle birlikte olmayı görev sayıyorum. Elli yıl önce yaşanan ve amacına ulaşamamış bir nakıs teşebbüsü, bir toplumu ortadan kaldırma girişimini bugün tekrar birbirimize aktararak geleceğe dönük umutlarımızı yaşatmak istiyorum. Burada söz konusu olan sadece Kırım Türkleri değil, hepimizin ortak kimliğidir. Sadece Kırım’da değil ister Bosna, ister Bulgaristan, Azerbaycan, Anadolu hangi coğrafya da yaşarsa yaşasın bizimle ortak kimlik duygusunu paylaştığı için çile çekenlerin hepimiz için acı çektiklerini unutmamamız gerekiyor. Her ne kadar Kırım Türklerinin yaşadıklarım o coğrafyada yaşamamış olsam da, kendi yaşadıklarımdan sayıyorum. Hiç bir eziklik duymadan, hiç bir mahcubiyet duymadan tüm insanların gözünün içine bakarak yaşadıklarımızı anlatmalı ve bunların manevî faturasını herkesin üstlenmesini beklemeliyiz. Bu duygular içerisinde çok iyi biliyorum ki Kırım’da 18 Mayıs 1944 tarihinde bu acıları çekenler, orada bulunmayan hepimiz adına çekmişlerdir. Hatta bugün Bosna’da belli acıları yaşayanlar unutmayalım, o acıları hepimiz adına yaşıyorlar. Onların yaşadıklarının bizi ilgilendirmediğini düşünürsek önce biz kendi kimliğimizi inkar etmişiz demektir. Çağımız kimliklerin, benliklerin ortaya çıktığı bir çağdır. Hele insanlara hoşgörünün, yardımlaşmanın, sevginin örneklerini asırlardır vermiş olan bizlerin kimliğimizden utanmamız için hiç bir neden yoktur. Bugün bu dayanışma anlayışı ile Kırım Türklerinin yüreklerinde yaşadıkları acıyı aynen yaşadığımı, iftiharla yaşadığımı ve hepimizin yaşaması gerektiğine inandığımı belirtmek istiyorum. Yaşamakla da kalmayıp bunu bütün dünyaya ilan etmek durumunda olduğumuza inanıyorum. Sizi kutluyorum tarihinize sahip çıktığınız için, benliğinize, inancınıza, kimliğinize sahip çıktığınız için. Sizlere dayanışma içinde bir daha böyle acıları yaşamayacağımız günleri elbirliği ile kuracağımıza olan inancımı tekrarlıyorum”

Deniz Baykal’ın konuşmasından sonra panelistlerin konuşmalarına geçildi. Ankara Milletvekili Ali Dinçer Kırım’da vatandaşlarımızın yerleşim problemleri ve hayat standartlarının yükseltilmesi ile ilgili tekliflerde bulundu. Yerleşim modeli olarak Yahudilerin İsrail’e yerleşirken uyguladıkları kolektif yerleşim ve yaşama modelinin örnek alınabileceği belirtti. Aynı zamanda bu modelin eğitim, savunma problemlerini de çözebileceğini belirten Ali Dinçer daha çeşitli modellerin geliştirilebileceğini söyledi.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ise Kırım Tatarlarının bugün yaşadıkları problemleri genel olarak nüfus azlığı, siyasî, ekonomik, sosyal meseleler ve toplum varlığının korunması meselesi olmak üzere beş başlık altında ele aldı.

Bunlardan en acil olanının ise nüfus problemi olduğunu vurguladıktan sonra, hızla Kırım’daki Kırım Tatar halkının sayısının artması gerektiğini belirtti. Bunun için de Vatan’a göç, evlilik ve doğumlar teşvik edilmeli, çocuk ölümleri önlenmelidir diyen Yalçıntaş konuşmasını tamamladı.

Doç. Dr. Hakan Kırımlı konuyu tarihî açıdan ele alarak bugüne getirdi. Rusların Türk ve Müslüman toplulukları yok etmeye yönelik politikalarının sonucu olarak Kırım Tatarlarının tarihleri boyunca yaşadıkları mecburi göçlerden bahsetti. “Bütün bunlara rağmen asimile edilemeyen Kırım Tatar halkını imha edebilmek için 18 Mayıs 1944 sürgünü yapılmıştır ve bu bir soykırımdır. Vatandaşlarımız büyük acılar yaşadılar, büyük çoğunluğu hayatlarını kaybetti. Ama Rus şovenizminin asimilasyon politikası başarılı olamadı” diyen Kırımlı’dan sonra oturum başkanı Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun son olarak paneli özetleyerek her şeye rağmen Kırım Tatarlarının varlıklarını devam ettirdiklerini ve Kırım’ı tekrar vatan yapmak için büyük bir mücadele verildiğini, bu mücadeleye destek olunması gerektiğini söyleyerek panelin soru-cevap kısmına geldi. Çok fazla sayıdaki soruların sadece bir kısmı panelistlerce cevaplanabildikten sonra panele mazeret beyan ederek katılamayanların tebrik telgrafları okundu. Bu meyanda Başbakan Tansu Çiller, Başbakan Yard. Devlet Bakanı Murat Karayalçın, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Kültür Bakanı Fikri Sağlar, Turizm Bakanı Abdülkadir Ateş, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan, DP Genel Başkanı Aydın Menderes, YDP Genel Başkanı Hasan Celal Güzel milletvekilleri Seyfi Şahin, Fevzi Yalçın, Atilla Mutman, Adnan Türkoğlu, İstemihan Talay, Lütfullah Kayalar, Osman Özbek, Vehbi Dinçerler, Musa Erarıcı, Hüseyin Balyalı, Ömer Faruk Ekinci, Ahmet Fevzi İnceöz, Adnan Keskin, Sümer Oral, İlhan Saraçlar, Bülent Atasayan, Uluç Gürkan, Servet Turgut, İrfettin Akar, Halit Dağlı, Orhan Kilercioğlu, Muharrem Kaymak, Sami Sozat, İrfan Gürpınar, Kâmran İnan, Gürhan Çelebican, Osman Sevimli, Sadık Avundukluoğlu, Muharrem Şemsek, Burhan Kara, Şadan Tuzcu ve Recep Kırış’ın telgrafları okundu.

Başarılı geçen panelde izleyenlerin hafızalarında kalan en önemli fikir hiç kuşkusuz Kırım Tatarlarının Vatanlarından asla vazgeçmeyecekleri ve bu uğurda her şeyi yapabilecekleriydi. Panel şu sloganla sona erdi. “Dileğimiz bir daha böyle acıların yaşanmamasıdır. Kırım Bosna Olmasın!”

Emel Dergisi. Sayı 202

Sürgünün 41. Yıldönümünde Kırım Tatarlarının Birleşmiş Milletler Önündeki Gösterisi Hakkında (*)

Mayıs 9, 2009 by admin  
Filed under Faaliyetler

Yazan : Ayşe SEYTMURATOVA , Türkçe’ye Çeviren : Hakan KIRIMLI

18 Mayıs 1944, Kırım Tatar halkının tarihine millî trajedi günü olarak girmiştir. 41 yıl önce Kırım’ın bütün Kırım Tatar nüfusu, kilitli yük vagonları İçinde konvoylar halinde Özbekistan, Kazakistan ve Sibirya’ya sürüldü. Nakledilenler savunmasız çocuklar, kadınlar ve yaşlı malûllerdi. Bütün babalar, kocalar ve oğullar ise o sırada İkinci Dünya Savaşı cephelerinde Sovyet iktidarını savunmakla meşguldüler.

Kırım Tatarları, her yıl 18 Mayıs’da yaşadıkları yerlerde gösteriler, mitingler .ve dinî törenler düzenlerler. Barbarca sürgün fiilinin sonucunda, Kırım Tatarları nüfuslarının hemen hemen yarısını kaybettiler. New York’daki Kırım Tatarları dünya halklarına millî trajedilerini bir kere daha hatırlatabilmek için 18 Mayıs’da Birleşmiş Milletler Teşkilâtı binası önünde gösteri yaptılar. Göstericilerin taşıdıkları pankartlarda şunlar yazılıydı : “Kırım Tatarlarını Vatan Kırım’a Döndürün!”; “Kırım Tatar Halkını Yokolmaktan Kurtarın!”; “Mustafa Cemilev, Yurîy Osmanov, Nurfet Murahas ve Celâl Çelebîyev’î Serbest Bırakın!”; “Küçük Halkların Millî Haklarını İade Edin!”; “Kırım, Kırım Tatarlarının Vatanıdır!”; “Kırım Tatarlarını Kırım’dan Kovmaya Son Verin!” ve diğerleri. Ayrıca, 18 Mayıs 1944 hakkında çok sayıda bildiri dağıtıldı. Gösteriye, New York’da yaşayan Özbekler, Karaçaylar, Azerbaycanlılar, Türkiye Türkleri ve başkaları gibi diğer etnik grupların temsilcilerinin de Kırım Tatar halkı ile dayanışmalarını ortaya koymak üzere katıldıklarına işaret etmek istiyorum. Türkiye’nin New York’daki Başkonsolosu, basın ve radyo temsilcileri de orada hazır bulundular. General Grigorenko’nun eşi Zinaida Mihaylovna Grigorenko da gösteriye katıldı. Madam Grigorenko şunları söyledi :

“Ben daima Kırım Tatarlarının orada, Vatan’da, Büyük Toprak’ta teşkilâtlanmalarına hayran olurdum. Hiç şüphesiz, manevî oğlum Mustafa’nın durumu beni daima müteessir etmektedir. O beni Rus annesi olarak adlandırır ve ben de bununla gurur duyarım. Şimdi Mustafa hapiste bulunmasına rağmen, buraya, hür dünyaya Saharovları savunan sesini yeniden duyurmuştur,” Matem mitinginde, duadan sonra Kırım Tatarı olmayanlar ve bu arada Columbia Üniversitesi Profesörlerinden Prof. Edward Allworth de söz aldı. Prof. Allworth konuşmasında, Kırım. Tatarlarının millî varlıkları uğrundaki mücadelelerinin genel bir hayranlık uyandırdığını ve bilhassa Vatan Kırım’a dönme mücadelesinin haklılığını gösterdiğini kaydetti. Kırım Tatarlarının bütün dünyadaki nüfusu hakkında istatistik’ veriler topladığını da belirten Prof. Allworth, toprağında yaşamak için savaşan halkın yaşayacağını beyan ederek sözlerine son verdi. Evet, biz Kırım Tatarları başkalarının topraklarını işgal etmek ve yağmalamak için değil, kendi toprağımızda yaşamak için savaşıyoruz. Biz halkları yok etmek için değil, kendi milletimizin yaşamasını temin için savaşıyoruz. Bu savaş dünya kamuoyunun da dikkatini çekmektedir. Bu yıl, Helsinki antlaşmasını imzalayan 35 hükümetin temsilcilerinin Ottawa’daki konferansında Kırım Tatar meselesinin ele alınacak olması bunu göstermektedir.

____________________________

(*) Rusça aslından Türkçe’ye çevirdiğimiz bu konuşma, Münih’teki Hürriyet Radyosu’nun 21.5.1985 tarihli Rusça yayında yer almıştır. Kırım Türklerinin son dönem millî mücadelesinin tanınmış isimlerinden olan Ayşe Seytmuratova, 1978′de S.S.C.B. sınırları dışına çıkarılmış olup, halen New York’da yaşamaktadır. (H.K.)

Emel Dergisi, Sayı 148

Ömrümün Acı Sayfaları

Mayıs 9, 2009 by admin  
Filed under Sürgün Hatıraları

Anlatan : Umuş REŞİTOVA - Hazırlayanlar: İsmet YÜKSEL, Safiye BELÂLOVA

1923 yılında Sudak’a bağlı Souksu köyünde doğdum. 1931 yılında okula başladım. 1935 senesinde ise Sudak ortaokuluna girdim. Biz o vakitler Souksu köyünde oturuyorduk. Sonra Taraktaş’a taşındık. Taraktaş’da öğrenci yurtları vardı. İlk zamanlar yatak, yemek ve okul ücretsiz idi. Sonradan yatak için de, yemek için de ve hatta okul için bile para almaya başladılar. Rahmetli babam kolhozda çalışıyordu. Kolhozlara aylık yerine az az yemek için erzak veriyorlardı. Bizler evden okula para olmadığı için yayan gitmek durumundaydık (Taraktaş-Sudak arası yaklaşık 14 kilometredir). Ben daha sonra maddî sıkıntılar yüzünden okuldan ayrılıp, Küçük Taraktaş kolhozunda sekreter olarak çalışmaya başladım. Ama bir müddet sonra ortaokulu bitirip Yalta’daki öğretmen okuluna girdim. 1941 senesi savaş başladığında ben Yalta’da idim. Savaş olduğundan dolayı, okulu bitirmeme rağmen diploma alamadım. Benimle beraber Otuz köyünden Sultaniye Veliyeva ve S. Seytmemetov da vardı. İşte savaş hayatına böyle başladım.

Büyük ağabeyim Celâl Ablâlimov savaşa gitti. Diğer kardeşim Ablâmit de savaş başladığında askerdeydi. Ondan mektup aldık, Gomel şehrinde imiş. O orada ebediyete kadar kaldı. Kırım ise Alman ordusunun işgali altındaydı. 14 Nisan 1944 senesi Sovyet Ordusu Kırım’a girdi. Her bir köyden bilgili kızları topladılar. Beni de o kızların arasına aldılar. Sonra hepimizi değişik yerlere dağıtarak halkın listesini yaptırdılar. Halka sorulan sorular şunlardı: Adın, soyadın, yaşın ve milletin. Biz nereden bilebilirdik bu hazırlanan listelerin bizim Kırım Tatar halkının kara yazılı günü için olduğunu?

18 Mayıs 1944′de sabah saat 4′de kapılar çalındı. İki er ve bir subay bizleri uykudan uyandırıp, üstümüze ne giyebildiysek öylece bizi tekme-tokat silâh zoruyla evimizden dışarıya çıkardılar. Kamyonlara doldurup Kefe şehrine götürdüler. Bindiğimiz kamyonları geri geri sürerek istasyonda duran hayvan vagonlarının kapısına yanaştırıp, aşağıya inmemize müsaade edilmeden kamyondan doğruca trene bindirildik. Onların gözünde bizler insan değil, hayvan gibiydik. Vagonun içi hayvan pisliğinden cıvık cıvıktı. Vagon ağzına kadar silme dolduktan sonra kapılar kapatıldı ve on iki gün sonra Rusya’nın Gorkiy (Nijniy Novgorod) bölgesinde açıldı. İki vagon Kırım Çingenelerini orada şehrin ortasına bıraktılar. Çünkü onlar çalışmazlardı. Bizi de Gorkiy bölgesi Pravdinsk kâğıt kombinesine bıraktılar. Balıkino denilen yere de iki vagon adam götürdüler. Savaştan sağ kalan Seferov ve bazı Kırım idarecilerini Volga tarafına derin dağlar içine götürdüler. Bir daha onlardan haber alamadık. Kâğıt kombinasının adamları yaşımızı, mesleğimizi sorup sabaha kadar bizi bilgimize göre işlere dağıttılar. Açıkta hiç kimse kalmadı. Yaşlı, genç, çocuk hepimize bir iş buldular. Ben öğretmen olduğumdan bana masa başında iş yazmışlar. Aylığımı sordum, “600 ruble ve 450 gram ekmek” dediler. O zaman ailemiz babam, annem, ben, Ayşe kardeşim (Şimdi Taraktaş köyünde oturuyor) ve Settar kardeşimden (rahmetli oldu) oluştuğu, yani kalabalık olduğu için aylığı çok olan ağır bir iş istedim. B.eni selüloz atölyesine aldılar. Orada cepheye kâğıt hazırlıyorlardı. Fakat orası sağlığa çok zararlıydı. Oraya ilk girdiğim günlerde devamlı hap-şınyor, gözlerimden yaş geliyordu.

Asan kardeşimi de Almanlar işgal sırasında orduya hizmet için götürmüşlerdi. Aradan yedi yıl geçtikten sonra gelip bizi buldu (1989′da Asan kardaşım Vatan Kırım’da vefat etti). Sudak şehrinde yaşayan bir insanperver Rus arkadaşım bana mektup ve iki küçük paket yolladı. Bu da hatıralarımın bir köşesinde daima duruyor.

Bir müddet sonra insanlar, yapılan eziyetlere dayanamayıp kaçmaya başladılar. Ondan sonra fabrikanın idarecileri biz Kırım Tatarlarına kumandanlık rejimi koydular. Ayda iki defa işlerimizi bırakıp kumandan gözetimi altında gidip imza atıyorduk.

1956 senesi biraz gevşeme oldu. Beni imza atmaya götürmemeye başladılar. Bilâhare Özbekistan’a gittim. Rahmetli eşim savaştan sonra Taşkent’de okumuş. Savaş başladığında orduda yemin merasiminden sonra cepheye götürmeyip İran’dan gelen çekirge sürüsünü kovmaya göndermişler. Sonra cepheye gitmiş, oradan da sağ-salim dönmüş. Savaşta General Berzarin’in alayındaymış. İlk onlar Berlin’e girip bayrak çekmişler. General Berlin’e girdiğinde sevinip motosikletten düşüp ölmüş.

Bizler acı ve uzun sürgünlük yıllarından sonra Vatan’a dönmeye muvaffak olabildik. Pek çoklarımız bu günleri göremeden sürgünde son nefeslerini verdiler. Neyse bu günümüze de şükür, daha beterinden Allah saklasın. Allah evlâtlarımıza Vatan Kırım’da ilelebet yaşamayı nasip etsin. Biz göremeyiz belki ama, inşaallah evlâtlarımız Tarak Tamgalı Gökbayrağımızı göklerde görürler. Amin.

Emel Dergisi , Sayı:211 Kasım - Aralık 1995 , Sf. 23

Cengiz Dağcı’dan

Mayıs 9, 2009 by admin  
Filed under 1944 Sürgünü

O zamanı takibeden uzun yıllar boyunca  da Kırımlılar için hayatta kalabilmek oldu mutluluk . Tanrım ! Hayatta kalmanın ve yaşamanın değerini bilmemiz için, önce Kırım’da, sonra da Kırım’ın dışında  yıkılmış bir durumda yaşamamız gerekti.

Güçlü olacaksın
Karşı koyacaksın !
Dayanacaksın !
Ölmeyeceksin !

Elli yıl.
Yüz yıl.
Yüz elli yıl.

Tümü sert, tümü kas-katı, tümü korkutucu kelimeler.

Ve bizler, bilinçli veya bilinçaltında, yıllar yılı içimizde tekrarlanan bu kelimelerle yaşadık.

“Hatıralarda Cengiz Dağcı”dan

« Önceki Sayfa