5. Bölüm Polonya ve Litvanya Tatarları

Polonya'ya 600 yıl önce göç eden Türklerin olduğunu biliyor muydunuz?

- Hayır.

Sizce dillerini ve dinlerini korumuşlar mıdır?

- 600 yıl tabi çok uzun bir süre, eğer onlar için gerekli insani yatırım yapılmadıysa biraz zor gibi geliyor.

Sarışın kız: Bilmiyordum.

Peki Sizce dillerini ve dinlerini korumuşlar olabilirler mi?

- Türkler mi dediniz? Türkler tarihine bağlı olduklarına göre korumuş olabilirler. Ama ilk defa duyuyorum sizden.

Adam: 600?. Yok onu da bilmem.

Polonya'ya 600 yıl önce göç eden Türklerin olduğunu biliyor muydunuz?

- Bilmem.

Bilemiyorum. Şimdi bir şey söylemeyeceğim, tanımıyorum ama Tatarlar konusunda tanıdıklarım var, benden farklı bir yönleri yok.

Genç adam: Her şeyini kaybeden dilini kaybeder.

Gözlüklü genç adam: Hayır bilmiyorum.

Ama onlar Türkiye'yi ve Türkleri çok iyi tanıyor.

Adamos Hasenoviç: Türk arkadaşlarımız Litvaya hoş geldiniz. Biz Litvanya'da 600 senedir yaşıyoruz ama İslam din kaybolmayıp saf halinde
kalmıştır. Burada 7000 Müslüman tatar vardır.


Halime Milkanonioviç: Vilnus'ta yaşıyorum ama burada doğdum. Sık sık buraya geliyorum. Kızım, Rüstem le evlendi Türkiye'ye 2 defa gidip geldim.

İrena Vilcinskiene: Türk İnsanları için çok selam var. Biz sizi çok seviyoruz , Türkiye'ye gelmek istiyoruz.

Türkiye'de pek bilinmeyen Türk topluluklarını anlattığımız Özü Türk belgeselinin bu bölümünde Polonya, Litvanya ve Beyaz Rusya'da yüzyıllardır yaşayan Kıpçak Türklerinin diğer bir deyişle Polonya ve Litvanya Tatarlarının tarihine, kültürüne ve günlük hayatlarına tanık olacağız.

Günümüzde sayıları 21000 civarında olan Polonya, Litvanya ve Beyaz Rusya Türkleri dillerini kaybetmiş olmasına rağmen, sıkı sıkıya sarıldıkları dinleri İslamiyet sayesinde kimliklerini 600 yıldır korumayı başarmış.

Aklınıza şöyle bir soru gelebilir. Polonya ve Litvanya Tatarları adı verilen bu Türk topluluğu neden vatanlarından binlerce kilometre öteye göç ettiler? Tarihin onlar için bir dönüm noktası olan önemli olayı neydi? Hangi güç onları evlerinden çok uzaklara sürüklemişti? Tüm bunları öğrenebilmek için tarihte yüzlerce yıl geri gitmek ve zamanda geriye doğru bir yolculuğa çıkmak gerekir.

Polonya ve Litvanya'ya en kalabalık Türk kavminin yerleşmesi XIV. yy. sonları ve XV. yüzyılın başlarında olmuştur. İslâmiyet bu coğrafyaya yaklaşık 6 asır önce ülkelerindeki Altın Orda ve Kırım Hanlığı içindeki hanedan savaşlarından kaçan Kıpçak Türklerinin gelişiyle girmiştir. O dönemlerde Hanlık tahtına aday olan giraylar iktidarı ele geçirmek için Litvanya Büyük Prensliği'nden destek istiyordu.

Adas Yakubauskas, Litvanya Tatar Cemiyeti Eski Bşk: İlk Tatar köyü 14 yy. kuruldu o zaman Han Toktamış kendi ordusuyla Büyük prens Vitaustas' sığınak aradı. 1397'de bir çok Tatar buraya gelmeye başladı. 14. yüzyılın sonundan itibaren 17. yüzyılın yarısına kadar onlar buraya dalga gibi geldiler. İlk önce Kırım Tatarlarının sonra bütün Tatarların asimilasyonu başladı.

1412 yılında Toktamış'ın oğlu Celaleddin Altın Ordu tahtını tekrar ele geçirmek için Witold'un yardımını rica etmişti. Bunun sonucu Celaleddin 1411'de onun yardımı İle Kiev'i zaptetmiş, 1412'de de Kıpçak tahtına oturmuştu.

XVI ve XVII. Yy.larda Büyük Moskova Prensliği'nin yayılması nedeniyle Litvanya'ya kaçanlarla, Litvanya'nın Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı ile olan savaşları sonucunda ele geçen esirlerin de Litvanya'ya yerleşmesi bu bölgedeki Müslüman Türk nüfusun sayısını artırmıştı. O dönemde prensin isteği üzerine savaşmaları şartıyla Tatar beylerine arazi verilirdi. Polonya ve Litvanya'ya yerleşen Tatarlar birkaç toplumsal gruptan oluşmaktaydı. Bu gruplar içinde doğrudan prense bağlı olan "Prens Tatarları" ile bunlara tabi olan ve er olarak askerlik yapan "Kazak Tatarları", önemli bir kesimi oluşturuyordu. Bu bölgedeki Tatarların ekserisi büyük ailelerden oluşuyordu. Altı bayrak vardı;

1- Ulan
2- Uluşin
3- Nayman
4- Calayir
5- Kongrat
6- Barın

600 yıl boyunca Tatarlar Polonya ve Litvanya'ya hizmet etmişler, onun sınırlarını savunmuşlar ve bölünme yıllarında bağımsızlık için başlatılan bütün isyanlara katılmışlardır. Katolik Lehler ile, Müslüman Tatarlar, Ruslara karşı omuz omuza vatan savunması yapmışlardı.

Adas Yakubauskas: Tatarlar bu yere büyük katkılar sağladı. Mesela askeri işlere Tatar dilinden bir çok kelime geçti. Bir çok silahlar Türkiye'den ve Tatarlardan buraya geldi. Tatarlar ayrı süvari alayları kurdular ve diğer görevlerde çalıştılar. Büyük Litvanya Prensliği döneminde 20. yy ‘a kadar Litvanyalı Tatarlardan yaklaşık 50 general vardı.

Polonya Litvanya Türkleri arasında tekrar bir göç hareketi başlamıştır. 1831/1863 yıllarında Ruslara karşı Polonyalılarla birlikte isyan eden Türkler bu isyanlar kanlı bir şekilde bastırıldıktan sonra dalgalar halinde Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir.

Tatarlar Kıpçak Türkçesi grubuna ait olan Tatarca dilini XVI. Yüzyılın ortalarında kaybetmişlerdi. Bunda Litvanya Birliği Tatar üst sınıfını, Leh ve Litvanya üst sınıflarıyla, yerli dili bilmeleri şartıyla eşit kanuni seviyeye koymak istemesi önemli bir rol oynamıştır. İkinci bir neden de bekar ve savaşçı olan bu Tatar'ların, Leh ve Litvanyalı kızlarla evlenmesidir. Sık sık eşlerini bırakarak, başka diyarlara savaşmaya giden Tatarlar çocuklarına kendi dillerini öğretememişlerdi.

Doğan çocuklara babalarının dininde kalma ayrıcalığı verilmiş olmasına rağmen, bu çocuklar sürekli anneleriyle kalmaları nedeniyle Leh ve Litvanya'ca öğrenmişlerdi. Ve böylece Kıpçak Türkçe'sinin etkinliği azalmış ve zaman içinde giderek kaybolmuştu.

Tatarlar bugün aldıkları Leh ve Litvanya adının yanında bir de İslami Tatar adı almaktadır. Bugünkü Tatar Türkleri'nin konuşma dilinde bayram, namaz, oruç gibi dini terimler ve bir, iki, üç gibi bazı sayı adları kalmıştır.

Ben Tatarca bilmiyorum. Ramazan bayram, kurban bayramı, aşure bayramı, mevlud.

Dr. Galina Miskiene: Dilden kalan kelimeler çok az kalanlar dinle ilgili. Mesela bayram, aşure bayramı, allah abdest namaz, hayat, elif, yasin, bardak, yemeklerle ilgili mesela, beluş.

Zafer Karatay: Siz Türkçe'yi nereden öğrendiniz?

Dr. Galina Miskiene: Burada başladım. Çünkü bağımsızlığı Litvanya aldıktan sonra Türkiye ilk ülke oldu bu bağımsızlığı tanıyan ülke ülkesi ve o zamandan elçiliği açıldı ve bize okutman geldi. Ben onunla başladım ve sonra fırsat olunca bir yıl Ankara'da kaldım ve orada öğrendim.

Ağırlıklı olarak başkent Vilnius ve etrafında yaşayan Tatarların Litvanya'daki nüfusu 1989 resmi sayım sonuçlarına göre 5188 kişi. 3.5 milyon kişinin yaşadığı Litvanya'nın nüfusuna göre bu sayı az görünse de, Tatarlar Litvanya'da oldukça etkin. Sovyetler Birliği'nin dağılması üzerine, 1988 yılından sonra Litvanyalı Tatarlarda da milli hareket başlamış ve bunun sonucu çeşitli Tatar Cemiyetleri kurulmuş.

Geleneklerini korumak, devam ettirmek ve yaşatmak için festivaller, toplantılar, yaz kampları, şarkı ve dans şölenleri düzenleyen "Litvanyalı Tatar Cemiyeti" eğitime büyük önem veriyor.

Tatarlar arasındaki iletişimi sağlamak ve Tatar kültürünü aralarında yaymak için "Litvanya'lı Tatar" isimli bir de gazete yayınlanmaktadır.

Tüm bu yoğun kültür ve iletişim faaliyetlerini körükleyen unsur Tatarların yakın tarihte yaşadıkları acı bir olay. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Tatar köyleri üç degişik ülkeye, Litvanya, Polonya ve Beyaz Rusya'ya bölünmüş. Farklı ülke sınırları içinde kalan Tatarların birbirleri ile irtibatı kesilmiş ve bir çok köy boşalmış. Onların geçmiş güzel günlerini, neşeli insan sesleri ile dolu sokaklarını hatırlayan sadece bir kaç kişi kalmış.

Muhammed Abunicvicius: Eskiden 20 ev vardı, ama şimdi sadece 1 tane kaldı. Camii oradaydı, çalıların yanında. Orda başka temel var şimdi. Camii yandı. Savaşa kadar bu köyde 20 aile vardı, 3 kardeş yaşarlardı. Bızarevskiy Bıkır. Bızarevskiy, Mohammed ve Bızarevskiy'nin çiftlikleri vardı. Biz buraya şenlik için geldik. Bazar'da benim halam ve büyük annem yaşarlardı, onlar buraya gömülmüşler, bu mezara.

Dr. Galina Miskiene: Mesela burada yaşayan tatarlar kendilerini Litvan olarak hissetmeye başlıyor. Polonya'da yaşayan Leh tatarı olarak kendisini hissediyor. Beyaz Rusya'daki Beyaz Rus gibi hissediyor ve bu bizi çok ayırıyor. O zaman Leh tatarları deyince Leh kökenleri. Tatar kökenleri yok oluyor. Türk kökenleri yok oluyor.

Bu bölgedeki Tatarlar diğer bir darbeyi de İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yemiş. Komünist rejim dini faaliyetleri sınırlamış ve yasaklamış. İkinci Dünya savaşından sonra, bu bölgede namaz kılınabilen sadece iki cami kalmış.

Adas Yakubauskas: Sovyetler Birliği dağılmasaydı, Litva Tatarları ulusu kaybolurdu. Ama şimdi geleceğe yönelik büyük umutlarımız var. Umarım ki gelecek nesillerimiz dedelerimiz gibi kültürümüzü yaşatırlar.

20.yüzyılın sonunda Baltık ülkelerinde gelişen bağımsızlık fikirleri ile beraber İslami faaliyetler yeniden hayat kazanmış.

Günümüzde Litvanya'da Vilnius, Nemezis, Kırk Tatar (Keturiasdesimt Totoriu), Kaunas ve Raiziai'de dini faaliyetler sürdürülüyor. Vilnius'ta eski bir apartmanın içinde faaliyet gösteren sadece bir mescit bulunmakta. Müslüman cemaat için yeterli gelmeyen mescidin büyütülmesi amacıyla başka bir yerde yeni bir cami yapılmasına Vilnius Belediyesi ise pek sıcak bakmıyor.

Diyanet işleri Başkanlığı'nın aynı zamanda orada çalışan Türk işçileri için de görevlendirdiği bir imam Vilnius'daki mescitte, Müslüman cemaate hizmet veriyor. Vilnius'taki mescit aynı zamanda Tatar topluluğu için bir merkez konumunda olduğundan Vilnius Tatar Cemiyeti de burada faaliyet gösteriyor. Bu binada ayrıca Tatar ve Türk dilleri, tarih ve din konusunda derseler veriliyor. Bunların arasından seçilen başarılı öğrencilere ise, Türkiye'de öğrenim bursu sağlanıyor.

Dr. Galina Miskiene: Onlar Litvanlar gibi şimdi yurtdışına gidiyor. Mesela pazar okuluna biz onlara teklif ediyoruz Türkçe yada Tatarca öğrenmek için. Onlar pek ilgi göstermiyor. Çünkü önemli olan şimdi İngilizce. Ve böyle kursuna gidiyor. Bu nedenle biz soruyoruz; Niçin? Siz tatarsınız. Tamam Tatarım ama bu dili nerede ve kiminle konuşacağım nerede kullanacağım?

Kaunas'ta 1930 senesinde Grand Dük Vitaustas'ın ölümünün 500. yıl dönümünde Tatarlar için yaptırılan camii Litvanya'nın en büyük camii.

Ramazan Yakupoğlu: Bu Camii 1950'ye kadar açık kaldı. Camii olmaktan çıkarıldıktan sonra bina, toplantı salonu ve çocuk kütüphanesi olarak kullanıldı. 1988 yılında tekrar Müslüman Tatar komitesine geri verildi.Camii çoğunlukla hafta sonları açılıyor. Ve tabii ki daima Cuma namazı zamanı hep beraber buraya geliriz. Pazar günleri buraya eğitim için geliyoruz ve toplanıyoruz. Pazarları ayrıca kadınlara İslamiyet'i öğretmek için geliyoruz. Bir de cumartesileri köylerdeki, kasabalardaki camilere, çocuklara İslamiyeti öğretmek için gidiyorum. Ve ayrıca 1994'ten beri geleneksel olarak çocuklar için Yaz okulları düzenliyoruz. Bir hafta boyunca çocuklar namaz kılmayı, İslamiyet'i ve İslam tarihini öğreniyorlar.

Litvanya'daki en büyük üç Tatar yerleşim bölgesi, Nemezis, Kırk Tatar ve Raizai'dir. Bölgeye özgü şirin evlerle süslenmiş olan Nemezis'te bugün 120 kadar Tatar yaşıyor.Vilnius yakınlarında eski bir yerleşim yeri olan Nemezis'te yaşayan Tatarların çoğu kendi çiftliklerinde çalışıyor. Bir zamanlar iyi ve ün salmış birer savaşçı olan Tatarlar, Litvanya'daki en eski Tatar yerleşimlerinden biri olan bu köye, Grand Dük Vytautas'ın kalesi ve malikanesini savunmaları için yerleştirilmiş. Yakınında eski ve yeni mezarlıkların bulunduğu Nemezis camii, köyün merkezinde yer alıyor. 17.yüzyılın sonunda yapılan ilk cami yanmış ancak cami 1904'te yeniden inşaa edilmiş.

Litvanya camileri, doğu Müslüman ülkelerinden ayrı olmak üzere mütevazi bir görünümde ve ahşap olarak inşa edilmiş.

Litvanya camileri doğa koşullarının gerektirdiği şekilde ve kilise mimarisine benzer bir yapıda dörtgen olarak inşa edildiğinden İslam Dünyası'nın en ilginç camii olma özelliğine sahipler. Litvanya'da yasak olduğu için camilerin küçük minarelerinden ezan sesi duyulmuyor. Ezan sadece camilerin içinde okunuyor. Litvanya Tatarları atalarını unutmamanın, ancak geçmişi korumakla mümkün olduğunu bildiklerinden mezarlıklarına gerekli titizliği ve önemi gösteriyor. Litvanya Müslümanlarının dini bayramlarda en çok ziyaret ettikleri yerler mezarlıklar.

Adas Yakubauskas: Kendi dininizi ve örf adetlerinizi saklamak için ne yapıyorsunuz?

Rozalija Bagdonovicius: Camiye gidiyoruz ve mezarlığı ziyaret ediyoruz

Adas Yakubauskas: Bütün adetleri yerine getiriyor musunuz?

Rozalija Bagdonovicius: Hayır. Günde 5 vakit namaz kılmıyoruz.

C
enazelerde İslami esaslar uygulanıyor ve bir Tatar mutlaka Müslüman mezarlığına gömülüyor.

Dr. Galina Miskiene: Hıristiyanlık ortamda çok değişti. Mesela sünnet yok, doğum töreni sadece böyle imam eve gidip ezan okuyor ve sonra misafirler yemek yiyip dağılıyorlar o kadar bugün, genç çocuklar çok az camiye gidiyor. İhtiyaçları belki çok az olduğu için.

Litvanya'daki eski Tatar yerleşimlerinden biri de Kırk Tatar köyü. Bir
zamanlar Litvanya'nın en iyi askerleri olan Tatarlar, bu gün geçimlerini tarımla sağlamakta. Geçmişteki şaşaalı günlerine özlem duyan köyde bu gün ancak 130 Tatar yaşıyor.

Litvanya'nın en eski camilerinden olan Kırk Tatar köyü camii ise 16.yy.da Büyük Vitaustas zamanında yapılmış ve bu bölgedeki tek camiymiş. 1815 yılında yanan cami sonradan Müslümanlar tarafından yenilenmiş. En son yenileme 1993 yılında Türk konsolosluğu'nun katkılarıyla yapılmış ve açılış tam bir bayram havasında gerçekleşmiş. Köydeki Tatar Müslüman Mezarlığı'nda eski ve yeni mezarlık bir arada yer almaktadır

Eski zamanlardan beri Litvanya Tatarları için dini bir merkez olan Raizai köyü ise Alytus şehrinin yakınında yer alıyor. Raizai'nin civarında şimdi Beyaz Rusya sınırları içinde kalan 9 tatar köyü daha bulunuyor.

Geçmişin göz alıcı zırhları içinde nice savaşlar kazanmış kahraman Tatarların en önemli geçim kaynağı günümüzde tarım. Raizai köyünün ilk camiinin 14.yüzyılda yaptırıldığına inanılıyor ancak eski caminin yeri tam olarak bilinmiyor.

İpolitas Makulavicius: Bu camii her zaman açık. Sovyetler Birliği döneminde bile kapanmamıştı. Caminin mimberi yanındayım şuan. Bu camideki en eski cami eşyasıdır. Bu daha önce Bazar köyünde duruyordu. 1684 yılında yapılmıştı. Şimdi gördüğünüz gibi benim elimde Kuran var. O elle yazılmıştır. 1831 yılı yazılmış ama kim tarafından yazıldığı belirsizdir.

Raizai köyünde mezarlık ziyaretinde bulunan rehberimiz Adas'ın ailesine rastlıyoruz.

Adas Yakubauskas: Hangi amaçla geldiniz?

Daniejus Bogdanovicius: Mezarlık ziyareti için geldim, 2 ninem ve diğer akrabalarım buraya gömülmüşler.

Eugenijus Jakubauskas: Dedelerimizin anısına saygı göstermemiz gerekiyor. Eğer bunu yapmazsak mezarlıklar kötü hale gelir. Çocuklarımızı da alıştırmamız gerekir. Çünkü bu bizim soyumuz ve gururumuzdur.

Violeta Jakubauskieve: Bizim çocuklarımızın da dedelerimizin yattığı yeri bilmesi gerekir.Bu çok önemlidir. Çünkü bazı Tatar aileleri bunu yapmıyor.

R aizai köyünde bir çiftlik evine konuk oluyoruz. Şimdi de üç kuşak bir Tatar ailesinin yaşadığı çiftlik evindeki konukseverliği, sıcaklığı sanki bir yerlerden tanıyoruz. Bu an bizi çok etkiliyor, duygulandırıyor. Sanki yıllar önce çok şey paylaştığımız, ancak uzun zamandır görüşmediğimiz eski bir dostla karşılaşmış gibiyiz.

Tatarca birkaç söz söyler misiniz?

Jokubas Jakubauskas: Tatarca kimse öğretmediği için bilmiyorum.

Tatarların geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Jokubas Jakubauskas: Bizi Litvanya'daki insanlar sevmiyorlar. Ama kendi kültürümüzü dilimizi bilmek istiyoruz.

İrena Vilcinskiene: Burası benim vatanım, biz burada çoktan beri oturuyoruz. Sovyet Birliği yüzünden şehirden geldik, ama şimdi biz tekrar köyde döndük. Bizim yerimize döndük ama evimize değil. Böyle bir bina aldık, sonra zar zor evi inşa ettik ve şimdi burada oturuyoruz. Biz inekler aldık ve şimdi toprağı işletiyoruz, çalışıyoruz. Ama bizim için her şey çok zor.

Romas Vilvinskas: Şimdilik bekarım ama umarım ki ilerde güzel bir Müslüman kıza rastlayacağım . Büyük bir ailem olacak ve iyi ve uzun bir hayatımız olacak.

Aslında bir çok Tatar, Litvanyalılarla karışık evlilikler sonucu fiziksel olarak değişmiş. Orta Asya'dan taşıdıkları en belirgin özellik çekik gözlülük ise yüzyıllardır devam ediyor. Bir Tatarı Litvanyalı'dan ayırmanın en önemli özelliği çekik gözlülüğü olsa gerek.

Adas Yakubauskas: Litva Tatarlarının geleceğine inanıyorum. Gelecek nesiller bizim yaptığımızı devam ettireceklerdir. 50 yıldır kaybolan geleneğimizi yeniden yaşatmaya çalışıyoruz. Bu hayatın paradoksu; Sovyetler Birliği döneminde gelenekleri devam ettirmek yasakken herkes devam ettirmeye çalışıyordu, şimdi ise kendi kültürünü öğrenmek isteyen çok az. Bu çok ilginç. İnsanlara yasak konulunca daha fazla kendi kültürüne yöneliyordu. Şimdi ise serbest olunca kimse ilgi göstermiyor.

Dr. Galina Miskiene: Sizinki gibi çeşitli kültürel faaliyetlerle uğraşan kişiler gelirse ne kadar fazla gelirse o kadar tanıtım oluyor bu kültürlerin tanıtım. Çünkü televizyon böyle Türkiye ile ilgili programlar yok. Çok az. Sadece Türkiye'de Antalya'yı biliyorlar. Aynı kökenden geliyoruz, bunu da anlatıyoruz ve bakın diyoruz nasıl zengin böyle gururlu aktarmak için böyle göstermek gerekiyor. Bu nedenle Türkiye bize yardımcı olabilir. Ne kadar fazla gelirse böyle gruplar kişiler o kadar faydalı oluyor. mesela Türklerle beraber kamplar yapmak o da çok faydalı. Tamam biz dili kaybettik ama yine de Türkçe öğrenebiliriz. Yine de çok yakın bir dil. Aynı zamanda bu kültüre daha yakın olacağız.

Litvanya Avrupa'nın kuzey doğusunda Baltık kıyısında küçük bir ülke. Bizden birilerini yüzyıllarca barındıran bir ülke.

Yolunuz buraya düşerse şirin mescitleri ile varlıklarını sürdüren Tatar köylerine uğramadan geçmeyin.

Polonya ve Litvanya Tatarları 2. bölüm