|
Ana Sayfa - Hayatı - Eserleri - Fikirleri- Tüm Makaleler - Faaliyetler - Fotoğraflar - Bağlantılar - Arama |
|||
|
Dilde, fikirde, işte birlik ! |
|||
![]() |
İsmail Bey Gaspıralı (Gasprinskiy) - 1851-1914 [ 5 ]Doç. Dr. Hakan Kırımlı Bir taraftan 1907'den itibaren Rusya'da istibdadın gitgide ortama hâkim olması ve Rusya İmparatorluğu dahilinde hürriyet havasının kaybolarak yapılabilecek işlerin sınırlanması, diğer taraftan da 1908 II. Osmanlı Meşrutiyet İnkılâbı ile Türkiye'de doğan serbestliğin yepyeni ufuklar açması Gaspıralı'yı faaliyetlerinin çapını Rusya sınırları dışına taşırmaya sevketti. Aslında, Gaspıralı öteden beri Rusya Müslümanlarının (veya Türklerinin) karşı karşıya bulundukları problemlerin ve dertlerin hemen hepsinin şu yahut bu şekilde umum Türk ve İslâm âlemlerinin diğer halkları için de vârid olduğunu düşünmekteydi. Her konuda değişmez parolası "birlik" olan Gaspıralı, bu anlayışının kapsamını sadece Rusya sınırlarındaki dindaş ve soydaşlarıyla sınırlamıyordu. Nitekim, yayınlarıyla Rusya Türklerinin geniş Türk ve İslâm dünyalarına mensubiyetlerini dikkatli bir dille de olsa daima hatırlatmaktan geri kalmamış ve bu âlemlerdeki gelişmeleri düzenli olarak Rusya'daki Türklere izletmeyi millî programının hayatî bir cüzü olarak telâkkî etmişti. Ancak, o dönemlerde gerek Rusya'nın içinde bulunduğu şartların icap ettirdiği ve Gaspıralı'nın zaten hiç bir zaman elden bırakmadığı ihtiyatlı tavır, gerekse Rusya dahilinde henüz Müslüman-Türk millî uyanış ve aydınlanma altyapısının henüz tamamlanmamış olması, onu Rusya sınırlarını aşan çapta faaliyetlere girişmekten alıkoymuştu. 1905'i izleyen yıllarda ise, her ne kadar Gaspıralı'nın Rusya Türkleri için idealinde yatan her şey daha gerçekleşememiş olsa da, onun sisteminin yetiştirdiği aydınların sahiplenmesiyle millî uyanış hareketi artık gereken ivmeyi kazanmış ve geriye dönülemez bir noktaya gelinmişti. Bu ve yukarıda anılan diğer faktörler Gaspıralı'ya çok daha geniş çaplı projelerini uygulamaya koyma hususunda cesaret verdi. Gaspıralı'nın bu projelerinden en dikkat çekicisi onun bir "Dünya Müslümanları Kongresi" toplama teşebbüsüdür. Onun bu konudaki ilk adımı atması (henüz Osmanlı İmparatorluğu'nda II. Meşrutiyet İnkılâbı gerçekleşmemişken) 1907 Eylül'ünde Tercüman'da yazdığı bir makale ile oldu. Gaspıralı makalesinde İslâm âleminin her yerinde Müslümanların yanıbaşlarındaki diğer dinlerden komşulara nazaran genel bir geri kalmışlık içinde bulunmalarına, problemlerinin benzerliklerine ve bu meselelerin mahallî veya münferit olarak tartışılmasına rağmen, makro seviyede İslâm âleminin farklı bölgelerinden gelecek temsilcileri tarafından ele alınıp değerlendirilmediğine dikkat çekiyordu. Uyanma ve yenilenme ihtiyacı bâriz olan İslâm dünyasının birlik ve ahenk içinde bunu gerçekleştirmesi gereğini vurgulayan Gaspıralı, Bütün-Rusya Müslümanları Kongreleri'nin bu konudaki başarılı çalışmalarını örnek olarak göstermekteydi. Onun böyle bir büyük Müslümanlar Kongresi'nin toplanması için teklif ettiği yer ise Kahire'ydi. Gaspıralı'nın bu tercihi ince mülâhazalara dayanıyordu: Kahire'nin İslâm âlemindeki itibarlı mevkiinin yanısıra, burası en azından teoride Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olduğundan "Dâr-ül-İslâm"dı. Kahire dahil bütün Mısır eyaleti hıdivlerin idaresinde geniş bir muhtariyeti haiz olduktan başka, eyalet 1881'den itibaren fiilen İngiliz işgali altındaydı. Kahire'nin bu karmaşık hukukî statüsü, burayı gayet dolambaçlı diplomatik ve siyasî entrikaların merkezi haline getirdiği gibi, aynı zamanda burada diğer önemli İslâm merkezlerine nisbeten çeşitli siyasî ve fikrî hareketlerin daha serbestçe barınabildiği bir ortamı da sağlamaktaydı. Ayrıca, her zamanki ihtiyatlı çizgisine uygun olarak, Gaspıralı başta o dönemde İslâm dünyasının büyük bir kısmını hakimiyeti altında bulunduran İngilizler olmak üzere aslî sömürgeci devletlerin çok hassas oldukları "Pan-İslâmizm" endişelerini tahrik etmekten kaçınmayı zarurî görmekteydi. Kongre'nin fiilî İngiliz hakimiyeti altındaki bir şehirde, yani onların gözü önünde yapılması İngilizlerin huylanmasına mâni olurdu. Gaspıralı'nın kanaatince, eğer İngiltere bu teşebbüsün gayesinin "zararsızlığından" emin olursa, diğer büyük Avrupa devletleri de rahatsızlık duymayacaklardı. Her ne kadar, genel ve Gaspıralı için özel sebeplerden dolayı Hilâfet makamı olan İstanbul böyle bir Kongre için en tabiî yer gibi gözükse de, her şeyden önce II. Abdülhamid rejiminin mahiyeti bu amaç için uygun gözükmüyordu. Bir kere, Batı'da II. Abdülhamid'in İslâmcı politikaların uygulayıcısı olarak tanınması bu teşebbüsün Padişah tarafından manipüle edildiği intibaını doğuracak ve Büyük Devletler'in konuya daha başından olumsuz tavır almalarına yol açacaktı. Dahası, yapısı itibarıyla II. Abdülhamid rejiminin mutlak ve doğrudan kontrolü altında bulunmadığı takdirde böylesine nazik bir konuda İstanbul'da yapılacak bir harekete göz yumması düşünülemezdi. Bu ise, Gaspıralı'nın tasavvurundaki gerçek serbest müşâvere ortamı için uygun değildi. Oldukça geniş yankı yapan makalesinin neşrini müteakip Gaspıralı derhal Kahire'ye gitti. Burada Mustafa Kâmil Paşa, Şeyh Ali Yusuf, Reşid Rıza, Selim el-Beşrî, el-Azm kardeşler ve diğer tanınmış fikir ve siyaset adamlarıyla Kongre fikrini müzakere etti ve tanıtıcı konferanslar verdi. Hıdiv'le ve İngiltere ve Rusya'nın Mısır'daki temsilcileriyle de görüşen Gaspıralı, onlara teşebbüsünün siyasî olmadığı hususunda garanti verdi. Bu arada Kongre için bir hazırlık komitesi kurulduğu gibi Kongre Nizamnamesi de yayınlandı. Ekim 1907 - Şubat 1908 arasında tam üç kez Kırım ile Mısır arasında gidip gelen Gaspıralı, yolculukları sırasında Osmanlı sarayının desteğini kazanmaya çalıştıysa da bunda başarılı olamadı. Mısır'a son seyahatinde hem kendi genel fikirlerini hem de Kongre tasavvurlarını anlatmak maksadıyla Kahire'de En-Nahza adında Arapça bir gazete dahi çıkardı (En-Nahza toplam üç sayı neşredildi). Başlangıçta Mısır'daki çeşitli Müslüman fikrî ve siyasî gruplarının şevkle Kongre çalışmalarına katılmalarına rağmen, bir süre sonra teşebbüs her biri bu işi sahiplenmek isteyen söz konusu grupların çekişmesine dönüştü. Bu noktadan sonra konu iyice Mısır'ın iç siyaset tartışmalarının sıradan malzemelerinden biri haline gelerek, ilk heyecan ve idealizm tedricen kayboldu. Bütün gayretlerine rağmen, Gaspıralı uzak Kırım'dan Mısır'daki gelişmeleri doğrudan etkileme imkânına sahip değildi. Kongre'nin toplanma tarihi sürekli olarak ertelendi (en son olarak Ocak 1911 gösterilmişti) ve nihayet diğer sayısız gelişmenin arasında bir süre sonra tamamen unutuldu. Kongre tasavvurunun tamamen gündemden çıkmasından önce 1908'de Osmanlı İmparatorluğu'nda II. Meşrutiyet'in ilânı, Gaspıralı'ya bu hususta yeni Osmanlı rejiminin ve artık serbest olan kamuoyunun desteğini kazanabileceği umudunu verdi. Gerçekten de, Meşrutiyet'in ilânını müteakip yaklaşık bir yıl kadar bir süre Osmanlı basını ve özellikle Sırât-ı Müstakîm dergisi Gaspıralı'nın projesi üzerinde durdu ve Kongre'nin ilk toplantı yerinin Kahire'den İstanbul'a alınması tartışıldı. Bununla birlikte, projenin canlanması kalıcı olamadı ve bir süre sonra Kongre meselesi Osmanlı basınının ve aydınlarının gündeminden düştü. Bunun sebebi de o yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nun iç ve dış siyasî gelişmelerinin olağanüstü yoğunluğu olmalıdır. Gaspıralı'nın kendisi de artık ümit bağlayabileceği fazla bir destek kalmadığından muhtemelen 1911'den sonra konunun üstüne gitmekten vazgeçti. Dünya Müslümanları Kongresi'ni toplamaya yönelik bu başarısız teşebbüsünden sonra, Gaspıralı'nın reformlarını İslâm dünyasının Türk olmayan kesimine "ihrac etmek" yönünde son bir teşebbüsü daha oldu. 1912'ye doğru, "Usûl-u Cedîd"i dünya yüzünde en fazla Müslüman nüfusa sahip ülke olan Hindistan'a tanıtmaya ve orada benimsetmeye karar verdi. Şubat 1912'de Gaspıralı bu amaçla Bombay'a seyahat etti. Bombay'a vardığında oradaki mahallî Müslüman teşkilatı olan Encümen-i İslâmiye ve mahallî Kadı ile temasa geçtiği gibi Osmanlı Konsolosu'nu da ziyaret etti. Her gittiği yerde itibar gören Gaspıralı Encümen-i İslâmiye'nin toplantısına katılarak tecrübelerini ve maksadını anlattı. Bombay'da bir "Usûl-ü Cedîd" mektebi açarak, burada meşhur "40 günde okuma-yazma öğretme" sloganını başarıyla uyguladı. Kısa bir süre sonra Hindistan'dan ayrılan Gaspıralı'nın buradaki teşebbüsünün nasıl sonuçlandığı bilinmemekteyse de, bunun kalıcı olamadığı bellidir. |
||
|
Ana Sayfa - Hayatı - Eserleri - Fikirleri - Tüm Makaleler - Faaliyetler - Fotoğraflar - Bağlantılar - Arama |
|||